top of page

Pelesiyerin İlk Mekanı ‘Dam’



Ankara’nın altmış kilometre dışında, Beypazarı’na bağlı, ana yolun yüz metre kadar yakınında kimselerin yaşamadığı bir mekan. Asırlardır orada sanki kimseler barınmasın diye yaratılmış evler… Çevre köylerdeki insanlar ve bağlı olduğu ilçede yaşayanlar, mekanın mimarisinden dolayı ‘Dam’ ismini vermişler mekana. Zamanında burada yaşayanlar çiftçilik ve hayvancılıkla uğraştıkları için, her hanenin yanında veya altında hayvanların barınması için bir dam inşa etmişler. Onlara göre kutsal bir meslektir çobanlık ve inançlarına bağlılıkları yaşadıkları yerin düzenine de yansımıştır. Bir de inzivaya çekilmek için bir çilehane yapmışlardır. Haneler devasa kayaların eteklerine yapılmış ve sanki olmayan ağaçları temsilen dış mekanla bütünleşmişler. Zamanında elli ya da altmış kişinin yaşadığı bu küçük köyde şimdi bazı söylentiler dolaşmakta. Gerçek şu ki, zamanında burada yaşayanlar arasında bir toprak meselesi sonucu çıkan kavga kanlı sonuçlanınca, bu mesele uzun soluklu bir kan davasına dönüşmüş. Toprağa dökülen kanın huzursuzluğu, mekanda yaşayan diğerlerinin orayı terk etmesine sebep olmuş. Mekanın ıssızlığından olsa gerek, şu anda mistik varlıkların burada yaşadıkları söylenmekte…



‘Dam’, The First Location Of The Pelesiyer


A place where nobody lives nearby, sixty kilometers from Ankara, a small town in Beypazarı, about a hundred meters away from the road. As if it was created in such a way that nobody could live there. Dam is the name of the stable, given by the people living in villages and the county nearby, a name righteously earned because of the architecture of the place. The people who had lived here used to make a living from agriculture and stockbreeding, so they had built a stable to prove shelter to the animals. Sheepherding is a holy profession for them and their strong attachment to their beliefs have reflected upon the place that they lived. They also had built a "suffering room" to retreat, to seclude. These suffering rooms are built on the skirts of the mountains and integrated with the outer space as if they were the non-existing trees. There are some rumours about this small village; where only fifty, maybe sixty people used to live. It is told that there was a fight between the villagers - a fight about land and soil -, this fight ended up in blood, and then became a feud. The restlessness of the blood that has been shed upon the soil had caused the locals to leave. Rumour - a rumour probably caused by the desolateness of the place - has it that there are mystical creatures living here.

SULTAN BURCU DEMİR


Lütfen sansarları sevdiğimi anneme söylemeyin.

Kavramlarının temsilinden kopmuş nesneler vardır. Ben o nesneleri kavramlarına kavuştururum. Nesnelerimi mekanlara taşıdığımda mekanı yeniden üretebileceğimi düşlerim. Bazen mekanın kendisi bunu yapmanızı engeller. Öyle güçlü bir hikayeye sahiptir, öyle dokunulmazdır ki dokusu, ürettiğinizi sahiplenmez. O sizi dönüştürür, yapamadıklarınızı deneyimletir.


Please, don’t tell my mum i love martens.
There is objects that can not represent their concepts. I’ll give back to the concepts of objects. When i transport my objects to the space, i imagine about that i can reproduce the space. Sometimes it prevents you from making the space itself. Sometimes space doesn’t adopt you, because it has a strong story and invioable tissue. It transforms you, and you can do anything that you have never done before.

ALİ ŞENTÜRK


Halk arasında “DAM” denilen bu mekan bana eski bir aile efsanemizi hatırlattı. Cinlerle evli ve iki çocuğu olduğuna inanılan akrabamızın, rivayete göre cinle evliliğini ve cinden olan çocuklarını kabul etmeyip intihar etmesi ya da ettirilmesi her zaman etkili gelmiştir bana. Buradan yola çıkarak anılarımı hazır nesneye dönüştürüp bir performans yapmaya karar verdim. İlk evliliğimi bu evde bilinçli bir şekilde, hayal ürünü olan bir cin ile gerçekleştiriyorum. Bu mekanda bırakılan gelinlik bilinçli evliliğin ya da eşin orada kalması tekrar çıkamaması, yapılan eylemin sadece tek taraflı kabulünü terse çevirme durumudur.

 

This place, which is colloqually called “DAM”, reminds me an old family legend of mine. That one of our relatives, who is believed to be married to gremlins and have two children, committed suicide or made to commit suicide, denying his marriage and children that they have with the gremlin, has always been an influential story for me. Based upon this story, I decided to create a performance. I am consciously realising my first marriage with an imaginary gremlin in this house. The wedding gown which has been left here is the case that conscious wedding’s or partner’s remaining there and not being able to leave again, reversal of the unilateral acceptance of the action.

ALPER AYDIN


Pelesiyer için cezbedilir bir mekan olan “DAM”ın başından geçen olay, bir kırmızı renk müdahalesiyle adeta yeniden canlanıyor. Dam’ın giriş yolunda yer alan, sulandırılmış kırmızı toz boya ile oluşturulmuş bu çalışma, Dam’a ulaşmamız için onlarca yıldır kullanılan mevcut yolun üzerinde, orayı ziyaret etmeye gelenleri Dam’ın başından geçmiş ve orayı yalnızlaştırmış olan olayı bir kez daha hatırlatıyor ziyaretçisine. Bu kırmızı renk müdahalesi insanların dikkatini oraya çekerken, Dam’a girecek olan kişilerin ve hayvanların ayaklarına, araçların tekerlerine renk bulaştırarak, Pelesiyer’in farkına vardığı ve sadece yıkanarak geçecek bir şekilde oranın başından geçen kan davasıyla Dam’ı n bu sürecine ortak ediyor bizleri, ve adeta lanetliyor! Üzerimizdeki bu kan tasviri boyayı temizlesek de, akıllarımızda yok olmayacak bir imajı yaratıyor…

 

The place which is charming for Pelesiyer, called “DAM” which has struggled with a matter, almost, comes to life with the impact of the colour red. The work that is created with liquidated red colour powder of the DAM’s entrance way reminds the visitors of the way that people used for decades, which led to make DAM alone. While this scarlet meddling attracts people, it also implicates us to the Dam's progress with dying animals’ feet, machines’wheels. The only way to get rid of this vendetta is to wash, and this also curses us. Even we wash this blood-like dye, it creates an imagine that our mind cannot wash…

EFE SOLMAZLAR


Amaç, mekanda bulunan nesnenin işlevselliğini vurgulamaktır. Seçilen nesne mekanda doğaya ait olmayan tek objedir fakat insanın sürekli olarak aynı objeyi, amacı dışındaki ortamlarda da bulundurması (çit yapımı, arı kovanları için destek vs.) objelerin kendilerine mekanın doğal dokusu içerisinde yer almalarını sağlamıştır. Bu yüzden kurgulanan kompozisyonda objeye, tekrar temsil ettiği işlevselliği (traktör tekeri), mekanın hikayesine de paralel olarak, metafizik açıdan (traktör imgesini) kazandırmak istenilmiştir. Bir anlamda nesne mekandaki doğal ortamından koparılarak, işlevselliği kavramsal anlamda ona geri kazandırılmıştır.

 

The aim is to emphasize the object in the place. The object that has been picked is the only object that does not belong to nature in the place but, that a human being constantly keeps the same object in other settings which are out of its purpose (fence construction, supporter for beehives etc.), provides the objects with a place in the natural setting of the place. Therefore, in the composition, the object regains its functionality that it represents (tractor wheel), parallel to the story of the place, from the aspect of metaphysics the image of tractor has intended to be given. In one sense, taken away from its natural setting in the place, the object has conceptually regained its functionality.

 

 

HÜSEYİN ARICI


Bulamıyorum!
Biçimimden kopamıyorum. Sana bir şey göstermek istiyorum. Dikkati çekmek istemem bundandır. Ama göstermeye çalıştığım şey hakkındaki cehaletim, dikkati ona çekmeme engel oluyor. Aynaya bakmaktan onu sana çevirmek aklıma gelmiyor…


I can't find it!
I can't get away from my own form. I'd like to show you something. That's why I'm trying to draw your attention. But my ignorance about the thing that I'm trying to show is preventing me from drawing the attention on it. I can't think of turning the mirror towards you because I can't stop looking at it...

bottom of page